Artık senle biz düşman bile değiliz

Artık senle biz düşman bile değiliz

 

Günlük hayatın koşuşturması içinde sürüklenip giderken, bazen bir söz duyarız ve öylece kalakalırız.. Bir işle uğraşırken güzel bir müzik duyduğumuzda kulak kabartırız ya hani işte öyle.

Sözü duyarız ve kalırız. Bütün duyularımız algıya açılmıştır. Duyduğumuz kelimeleri ağzımızın içinde tekrar tekrar yuvarlarız. Ağzımızın içinde bir takla atan sözcükler tekrar kulağımıza çalınır ve "Budur" deriz... İşte onlardan bir kaç tanesini aktarmak istiyorum bugün. Bakalım onlar ne demiş,ne demek istemiş, nasıl söylemiş..

 

"İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler, insanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler, ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar."

 

***

 

Çocuklarımıza gücü sevmeyi öğretiyoruz, ya sevmenin gücünü kim öğretecek onlara...

 

                                                                           Halil Bezmen

***

 

-Buraya sensiz yaşayamayacağımı söylemeye gelmedim! Yaşarım.. Ama sensiz yaşamak istemiyorum...

 

                                                    (The Graduate filminden)

***

 

"The past is never dead, it is not even past"

(Geçmiş asla geçmiş değildir, geçmiş, geçmiş bile değildir)

                                                                                   Faulkner

***

 

Abraham Lincoln oğlunu okula yazdırırken, oğlunun oğretmenine şöyle der;

 

"Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyat verene satmasını, fakat hiç bir zaman ruhuna ve kalbine fiyat etiketi koymamasını öğret.."

 

***

 

Oyuncak ve insan kalbi çok benzer birbirine

bazen tamiri olmaz her ikisinin de..

 

                                                                             Sunay Akın

***

 

Zafer, zafer değildir. Yenilen düşman yenilgiyi kabul etmedikçe..

 

                                                                              Claudianus

***

 

Hiç kimse vaktinden önce ölmüş sayılmaz. Çünkü sizden kalan zaman da sizden önceki zaman gibi sizin değildir!!

 

                                                                                 Lucretius

***

 

Tanrısına da güven olmaz bu İstanbul'un

hep yarına erteliyor kıyameti..

                                                                      İsmail Uyaroğlu

 

***

Ve başlığımıza konu olan ifadeyi arakladığımız "Nazım" şiirini teşhir ederek final yapalım:

 

 

SEN

 

En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık! ..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun! .
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..

                                             

   Nazım Hikmet

 

 

 

 

 

 

 


 

Yorum Yaz